Merhabalar! Hatta bu yazıyı günün hangi zaman diliminde elinize alıp okuduğunuzu düşünmeksizin ben size kocaman bir ‘’GÜNAYADIN’’ la başlamak istiyorum. GÜNAYDINLAAAAR!!
Bu kadar işinizin arasına beni de sıkıştırdığınız için teşekkür etmem gerektiğini biliyorum. Teşekkürederim. Hem de bugünün bana hediye ettiği kocaman kocaman gülücüklerle dolu bir teşekkür. Hayır hayır, bugünün diğerlerinden bir farkı yok. Yani diğerlerinden önemli olmasını sağlayacak bir özelliği barındırmıyor içinde. Sabah çıldırmış olduğunu düşündüğüm yeşil çalar saatim uyandırdı yine beni. Haklısınız.
Teknoloji hayatımıza bu kadar girmişken hala çalar saatle uyanmak garip değil mi?
Neden çalar saat olduğuna gelince; telefon sesiyle uyanamayanlardanım. Üniversite yıllarımda sabah derslerini, o ninni gibi gelip de uykuma uykulu haller ekleyen telefon melodileri yüzünden kaçırmaya başlayınca çareyi annemin çocukluğumda uyanmak için kullandığı çalar saatlerden bir tane edinmekte bulmuştum. Aslında yeni kuşağın çok aşina olmadığı bir ses potansiyeline sahip olduğunu bilenleriniz vardır mutlaka. Hatırlıyorum da, o saati ilk aldığımın ertesi günü sabah korkunç bir durumda uyanmıştım. Aslında uyanmadım. ‘’Zıpladım, fırladım, nereden geldiğimi bilemeyip hatta deprem olduğu ya da olağanüstü hal ilan edildiği’’ gibi çok çeşitli hallere girdikten çok sonra bütün bu olanların sebebinin yeni saatim olduğunu anlayabilmiş, günün ilk ‘günaydın’ını hak edene, tepesindeki tuşuna bir darbeyle vermiştim.
Bugün de ilk ‘ günaydın’ımı her sabah olduğu gibi yeşil saatim aldı. Dediğim gibi bugünün diğerlerinden farklı kılan bir özelliği yok. Şöyle ki; uyandığımda hala hayattaydım. Bu harikaydı. Telefonumda bir dosttan gelip de gülümseyen bir günaydın mesajıyla karşılaştım, bu da hayatta bana değer veren birilerinin olduğunun bir göstergesiydi. Pencereden odama günün ilk ışıklarının vals havasında süzülmesi bir dilim pastadaki bol krema kadar mutluluk vericiydi ki bu da dışarıda güneşli bir havanın günü karşıladığının kanıtıydı.
Bu güzelliklerin getirisi de sabah caddede yürürken karşılaşma ihtimalimin bulunduğu birkaç tanıdık simanın gülümsemesi olabilirdi. Durakta asık suratların azalma ihtimalini doğurabilirdi. Otobüse bindiğimde işe, okula bankalara ya da fatura kuyruklarına yetişmek için sabahın köründe kalkmış olup ve bundan hiç hoşnut olmadıkları donuk bakışlarından anlaşılan bir yığın insanın yükünü biraz olsun unutturabilirdi. Bütün bu düşünceler pencereyi araladığımda yüzümü okşayan hava kadar masum bir beklentiye girmeme neden olmuştu. Dolayısıyla hızla yayılan bir enerji dalgası şeklinde birkaç kişinin gülümsemesiyle dalga dalga tüm şehrime pozitif bir çatı kurulabilir düşüncesi ne heyecan vericiydi.
Dünden kalan bir parça ekmek, kasede ki birkaç yeşil zeytin ve hala bir buzdolabı edinememiş olma durumundan kaynaklı olarak bozulmadığı için kendini hala şanslı gören biraz peynir ile kokusu odayı saran yurdum çayını yan yana getirip kendime güzel bir kahvaltı hazırlayabiliyor olmak, kahvaltısız evden çıkamayan biri için kesinlikle mükemmel bir güzellikti. Kahvaltının ardından sıra duşa gelmişti ki sular olduğu için şanslıydım. Öyle ki güzel kentimin tam kuzeyinde, bütün asaletini evrenin varlığından beri sürdüren Toros Dağlarının hemen arkasında bu aylarda termometreleri sıfırın altında gösteren köyler biliyorum. Sabah uyanırsınız ve muslukta bir damla su bulamazsınız. Bunları düşününce şanslıydım. Aynaya baktığımda kendime gülebilecek bir surata, bunu görebilecek bir çift göze, kahvaltıdan önce açtığım radyoda konuşan enerji dolu spikerin sesini işitebilme yetisine sahip olduğum için şanslıydım.
Birkaç kitap, birkaç ıvır zıvır ve en önemlisi müzik çalarımı bir sırt çantasına koyduktan sonra evden çıktım. Şanslıyım. Çünkü merdivenleri yürüyerek inebiliyorum. Önce okula gidecek derslere girecek, derslerden sonra da iş arama maratonuna tekrar başlayacaktım. Bir işim var evet, insanlara kocaman kocaman gülücükler dağıtıyorum. Şanslıyım. Çünkü gülümseyebiliyorum. Şanslıyım. Çünkü hala o işi bulabilmek için umudum var. Şanslıyım. Çünkü her sabah o günümü mutlu kılabilecek birçok neden bulabiliyorum. Şanslıyım. Çünkü yaşamayı seviyorum.
Siz ki şu anda bu satırları okuyorsunuz ve hala bu yazıyı bir köşeye fırlatıp atmadınız. Şanslıyım. ![]()
Size gelince; hala her sabah uyandığınızda güne gülümseyerek başlamak için bir bahane bulamadıysanız ve hala hayatınızdaki güzellikleri fark edemediyseniz bir yerden başlamak gerekmiyor mu? Ne dersiniz?
Her sabah uyandığınızda yıllardır sizinle hayatı paylaşan, iyi günde kötü günde yanınızda olan eşinizin, her anınızı birlikte geçirmek için çıldırdığınız sevgilinizin, siz ne yaparsanız yapın sizden asla vazgeçmeyen sizi dünyada karşılıksız sevebilecek tek işi olan annenizin, siz daha küçük bir çocukken sizin peşinizde koşan ve siz büyüseniz bile gölgesine ihtiyaç duyacağınız koca çınar olan babanızın, zaman zaman gece ağlamalarından şikayetçi olduğunuz, büyüdüklerinde ortadan bir saat kaybolmalarına dayanamadığınız, onlarla yeniden bebek, çocuk ve hatta ergen olduğunuz, sevinçleriyle sevindiğiniz, başarılarıyla övündüğünüz çocuklarınızın, sabahlara kadar fal baktığınız, pijama partileri verdiğiniz, yurda giriş saatlerini kaçırdığınızda bu durumdan çıkış yolunu birlikte aradığınız sınav dönemlerinde stresten birbirinizle tartıştığınız, bir futbol maçının sadece birkaç saniyesini kapsayan o en önemli pozisyonlarını saatlerce tartıştığınız oda arkadaşınızın, iki farklı kişilik olsanız bile bir aile olmayı başardığınız en zor günlerde birbirinizin yanında olduğunuz ev arkadaşınızın, baba kadar koruma iç güdüsüyle hareket eden ağabeyinizin, anne kadar şevkatli ablanızın, korumak için çırpınıp durduğunuz küçük kardeşinizin, canınız yansa arayacağınız ilk insan olan en iyi dostunuzun veya aile buluşmalarında güle oynaya millete çaktırmadan araba kaçırdığınız en sevdiğiniz kuzeninizin hala hayatınızda olduğunu fark etmeniz için ne gerekiyor?
Bu sabah etrafınızdaki insanlara biraz daha dikkat etmenizi öneriyorum. Sınıfta hemen arkanızdaki ya da çaprazınızdaki arkadaşınıza en son ne zaman içten bir merhaba deyip nasıl olduğunu sordunuz? Hatırlıyor musunuz? Veya aynı işyerinde çalıştığınız iş arkadaşınızla en son ne zaman bir sabah elinizde fazladan bir simitle gelip sabahın keyfini paylaştınız? En son ne zaman eve giderken bir demet çiçek alıp eşinizi şaşırttınız? Annenize en son ne zaman onu sevdiğinizi söylediniz? Babanıza en son ne zaman sımsıkı sarıldınız? Eski bir dostunuzu en son ne zaman aradınız? Sevgilinize en son ne zaman bir sürpriz yaptınız? Yardıma ihtiyacı olan birine en son ne zaman el uzattınız? Çocuklarınıza en son ne zaman pamuk şeker aldınız? Hatırlıyor musunuz? Kendinizi en son ne zaman dinlediniz ve kendiniz için bir şey yaptınız?
Bütün bunları düşünürken siz en son ne zaman kendiniz oldunuz? Eğer bütün bunları yapabiliyorsanız siz de şanslısınız. Zaman kendinize gülümseme zamanı. Göreceksiniz ki o zaman hayat da size gülümseyecek ve hayatta yapmak, olmak istediğiniz her şeyi evren sizin için gerçekleştirmeye çalışacak. Çalar saatinizi kurma sırası size gelmedi mi? Bu sabah bütün dünya sizin için hazır. Şimdi uyanma vakti!
Şehriban DEMİRBAŞ
Antalya




















